Tekil Mesaj gösterimi
  #2  
Alt 20 November 2008, 19:28
KaRdeLeN KaRdeLeN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
salagın teki :)
 
Kayıt Tarihi: 29 September 2008
Mesajlar: 0
Konular:
Aldığı Beğeni: 0 xx
Beğendiği Mesajlar: 0 xx
Standart YuNaNN MiTolOJiSii

UTED

Yunan mitolojisinde Herakles, Roma mitolojisinde Hercules (Herkules) olarak anılan ünlü kahraman Herkül, Oliympos’un hakimi Zeus’un ölümlü bir kadın olan Alkmene’den doğan oğludur. Rivayete göre çapkın Zeus, Alkmene’nin savaşa giden kocası Amphitryon (Amfitriyon)’un kılığına girerek genç kadına yaklaşmış ve bu birliktelikten Herakles dünyaya gelmiş. Herkesin, Amfitriyon’un oğlu olarak bildiği Herakles, annesinin yanında itina ile büyütülmekteyken bir gün; Zeus, oğlunun bir tanrıça tarafından emzirilerek ölmezler arasına katılmasını ve ona tanrıların yenilmez gücünün verilmesini istemiş, bu maksatla henüz süt çocuğu olan Herakles’i gizlice Olympos’a getirtmiş. Çocuğu, uyumakta olan karısı tanrıça Hera’nın göğsüne yaklaştırmış, çocuk bolca süt emdikten sonra Hera’nın göğsünü bırakmış, ancak o kadar güçle emmekteymiş ki, dudaklarını çektiği halde süt akmaya devam etmiş. Gökyüzüne dökülen bu beyaz damlacıklar, İngilizce’de “Milky Way“ yani “Sütlü yol“ denilen, bizim ise Samanyolu dediğimiz, berrak geceleri süsleyen puslu yıldız yolunu oluşturmuşlar. Gökyüzünden yere kadar düşebilen süt damlalarından ise beyaz zambaklar ortaya çıkmışlar.

İşin masal yanı böyle. Bugün artık bilmekteyiz ki, Samanyolu yaklaşık 400 milyar güneşin oluşturduğu ve saniyede 300.000 kilometre yol alan ışığın,(samanyolunun) bir kenarından diğer kenarına ancak 100.000 yılda ulaşabildiği, sporcu diski şeklinde bir yıldız gökadası, İngilizce’deki tabiriyle bir galaksidir ve evrenin teleskoplarımızın görüş alanına giren bölgelerinde böyle daha yüz milyarlarca gökada vardır. Bu gökadalar, evrende yer, yer bir araya toplanarak mahalli kümeler oluşturmuşlardır ve son yıllarda yapılan keşiflere göre bu kümelerdeki gökadalar da zaman, zaman, kendilerininki gibi madde kütlelerinin 4 boyutlu uzay – zaman dokusunda meydana getirdiği kozmik çukurlara düşerek birbirleriyle çarpışmaktadırlar.

Nitekim, Samanyolumuz da, ışığı bize yaklaşık 2.4 milyon yılda ulaşan ve çıplak gözle görebildiğimiz bizimkine benzeyen yegâne gökada olan dev Andromeda ile aramızda birkaç milyar yıl sonra vuku bulacak bir çarpışmaya doğru, saniyede yüzlerce kilometreye varan hızlarla yol alıyor.
Bu çarpışmanın sonunda Samanyolu’nun düzeni ve şekli, kendisinden daha çok sayıda yıldızdan oluşan Andromeda gökadası tarafından bozulacak ve muhtemelen iki gökadanın birleşmesiyle süper dev bir gökada ortaya çıkacaktır.

Andromeda’yı görmek isterseniz gökyüzünün açık ve ortamın karanlık olduğu bir gece vakti, elinizde bir yıldız haritasıyla, Andromeda takımyıldızına (yıldız burcuna) bakmanız gerekir. Bu yıldız burcunun çizgileri içinde kalan ve Messier yıldız kataloğunda M31 olarak tanımlanan Andromeda gökadası bu şartlar altında, çıplak gözle dolunay çapında silik bir leke olarak görülür, sıradan bir binoküler (dürbün) ile onu daha kolay bulabilirsiniz, küçük bir teleskopla baktığınız takdirde onun parlak merkezinin de farkına varırsınız. Burada bir noktayı unutmamak gerekir ki, o an görmekte olduğumuz; bu gökadanın 2,4 milyon yıl önceki halidir.

Yeri gelmişken belirteyim: Meraklısına, güçlü bir dürbünle havanın açık olduğu karanlık bir gecede Samanyolu’na bakmak, sıradan bir teleskopla bakmaktan çok daha fazla zevk verir. Zira böyle bir dürbünle gökyüzünde, teleskopa nazaran çok daha geniş bir alanı, her iki gözünüzü de kullanarak seyredebilirsiniz.

Yalnız, bu amaçla böyle güçlü bir dürbünü kullanırken onu mutlaka bir fotoğraf makinesi sehpasına monte etmeniz gerekir, aksi takdirde, dürbünün büyültme kabiliyeti arttıkça, küçük büyültme miktarlarında fark edemeyeceğiniz el titremeleriniz de rahatsız edici olmaya başlar ve sağlıklı bir gözlem yapmanız güçleşir.

Güçlü dürbün derken; örne?in 12x50 bir dürbün kastediyoruz ki burada 12x , 12 defa yakla?tırma, 50 ise, objektif çapının 50 milimetre oldu?u anlamına gelmektedir. 12 defa yaklaştırma, örneğin 1200 metre uzaklıktaki bir cismi bu dürbünle 1200 / 12 = 100 metre ötenizdeymiş gibi görmek demektir. Tabi, böyle bir dürbünü yıldızlara bakmak için kullandığımızda, yaklaştırma yerine büyültmeden bahsetmek daha mantıklı olur. Ben, 26x70 Rus malı bir dürbün kullanıyorum.

Konumuza dönelim: Gökyüzündeki bir takımyıldıza adı verilen Andromeda, mitolojiye göre; Aithopia (Etopya) kralı Kepheus (Kefeyus) ile babası deniz tanrılarından Nereus olan Kassiopeia (Kassiyopeya)’nın kızıdır. Anne Kassiyopeya, Nereus kızlarının hepsinden daha güzel olmakla öğünürmüş. Nereus’un kızları da denizlerin kıdemli tanrısı Poseidon’a dert yanmışlar, öç almasını istemişler. Poseidon da korkunç bir ejderha musallat etmiş Kefeyus’un ülkesine, kasıp kavuruyormuş ortalığı. Mısır’daki Zeus – Ammon tapınağının kahinine başvuran kral, kızını bu canavara kurban ederse ülkesinin kurtulacağı cevabını almış. Halk da Kefeyus’u, kızını feda etmeye zorlamış. Sonunda Andromeda’yı Etopya’da bir kayalığa bağlamışlar. Canavar onu parçalamak üzere yaklaşırken, birden uçan atı Pegasus’un üzerinde, o devrin yiğitlerinden Perseus inmiş gökyüzünden, kayaya bağlı güzel kızı görmüş ve hemen tutulmuş ona, babasına gitmiş, demiş ki, kızı bana verirsen canavarı öldürür, ülkeni bu dertten kurtarırım. Öyle olmuş, Perseus canavarı öldürüp Andromeda ile evlenmiş, çoluk çocuğa karışmışlar, mutlu bir hayat sürmüşler.

Söylenceye göre en sonunda, mitolojinin tanrıları, bu aileyi hep birlikte takım yıldızları yapmışlar. Kefeyus, Kassiyopeya, Andromeda ve Perseus ile onun uçan atı Pegasus, binlerce yıldan beri gökyüzünde yan yana dururlar. Bunlardan özellikle Kassiyopeya yıldız burcu, “ W “ harfi oluşturan şekliyle, kolaylıkla fark edilir.

O çağlarda bilinen Dünya’nın en güzel iklimine sahip olan Ege kıyılarında yaşayan insanlar, yaz geceleri sırtüstü uzanıp gökyüzünü seyrederlerken, muhayyilelerini de biraz zorlamak suretiyle, yıldızların tesadüfen oluşturdukları şekiller arasından böyle masal kahramanlarını bulup, çıkararak yıldız burçlarını icat etmişler.

Benzer yıldız gözlemlerini, Ege sakinlerinden daha önce, Mezopotamya halklarından Sümerler ve Babilliler ile Mısırlılar ve takiben Romalılar’la, Araplar da yapmışlardı ki, ilk önce astroloji safsatası, daha sonra giderek astronomi bilimi bu şekilde ortaya çıkmıştır.

İlk yıldız gözlemcileri, Güneş’in, yıldızların ve gezegenlerin gökyüzünde bir ufuktan öbür ufka, hayali bir şerit içinde kalarak ve belli düzene tabi olarak dolaştıklarını fark etmişler. Üzerinde yıldız burçlarının da yer aldığı bu 360 derecelik sanal şeridi, her birinin içinde belli bir yıldız burcu kalacak şekilde 12 eşit parçaya bölmüşler ve bu şeride; Zodyak kuşağı, burçlara da Zodyak burçları adını vermişler ki, bildiğiniz gibi bunlar: Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Arslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova ve Balık burçlarıdır. Burçlardan yedisinin sembolleri hayvanlardır, bu nedenle zodyak kelimesinin Eski Yunanca’da hayvan anlamına gelen “ zoon “ kelimesinden türetildiği ve bu tabirin o zamanlar günlük hayatta da “ Kuklos Zodiakos “, yani “ hayvan çemberi “ şeklinde kullanıldığı söylenir.

Bundan hemen sonra da, insanların merak ettikleri gelecekleri hakkında, onlara para karşılığında masallar anlatan kurnaz astrologların ebedi nesli türemiştir.

Ben, Haziran ayında doğduğuma göre İkizler burcundanım, bu demektir ki, benim dünyaya geldiğim gün Güneş, İkizler burcundaydı, yani Güneş’in arkasındaki fonda İkizler burcu vardı, bir başka ifadeyle, eğer o gün tam güneş tutulması vuku bulsaydı, gökyüzünde Ay’ın örttüğü Güneş diskinin civarındaki karanlık alanda, birkaç dakika süreyle, İkizler burcunun yıldızları görülecekti ki, işte falan ya da filan burçtan olmak bu anlama gelir.
Yine konumuza dönelim: Günümüzde kullanılmakta olan modern astronomi atlaslarında gösterilen pek çok yıldızın adı o devirlerden kalmıştır. Örneğin kış mevsiminde güneydoğuda, ufkun üzerinde gördüğümüz Büyük Köpek ( Latince ismiyle Canis Major – Kanis Major ) burcunun en parlak yıldızı olan, bize 9 ışık yılı uzaklıktaki Sirius’un adı, söyleyiş değişikliği ile Mısırlılar’dan intikal etmiştir.

Sirius (Siryüs), aynı zamanda gökyüzünün de en parlak yıldızıdır. Venüs, ekseriya Sirius’tan daha parlak görünmekteyse de o yıldız değil, bir gezegendir. Çıplak gözle rahatça görebildiklerimizin sayısı 5 olan gezegenler nispeten bize yakındırlar ve kendileri ışık üretmezler, Güneş’ten yansıttıkları ışık vasıtasıyla görünürler, onlardan bu şekilde gözümüze ulaşan ışık titreşmez. Çok daha uzaklarda olan yıldızların her biri ise birer güneştir ve bu yıldızlar, ürettikleri enerjileri ışık halinde, evrendeki gaz ve toz bulutları arasından ışık yılları mertebesinde mesafeler aşarak bize ulaştığı için, devamlı göz kırpar gibi görünürler. Çıplak gözle baktığımızda bir gökcisminin yıldız mı, yoksa gezegen mi olduğunu anlamanın en emin ve basit yolu budur. Bunu, içinde bulunduğumuz aylarda Güneş battıktan hemen sonra, batı ufkunda görülmekte olan Venüs gezegenine ve etrafında parlayan yıldızlara bakarak kolaylıkla tahkik edebiliriz. Yine bu aylarda, aynı saatlerde Venüs’ün tam aksi istikametinde, doğuda, ufkun üzerinde, kırmızıya çalan rengiyle Mars gezegeni de parlamaktadır ki, dikkatle bakarsanız onun ışığının da titreşmediğini göreceksiniz. Bilindiği gibi, kanı, dolayısıyla savaşı hatırlatan kırmızı renginden ötürü Romalılar bu gezegene savaş tanrıları Mars’ın adını vermişlerdir. Bugün artık biliyoruz ki kırmızı rengi, gezegenin yüzeyini oluşturan çok miktardaki demir oksitlerinden kaynaklanmaktadır, yani Mars “ paslanmış “ bir dünyadır.
(Sürecek)
Alıntı ile Cevapla