Tekil Mesaj gösterimi
  #2  
Alt 11 December 2008, 09:33
eLanuR eLanuR isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Junior Member
 
Kayıt Tarihi: 1 September 2008
Mesajlar: 0
Konular:
Aldığı Beğeni: 0 xx
Beğendiği Mesajlar: 0 xx
Standart Cvp: Ekonomik İstikrar

1.2. 1980 Sonrası Maliye Politikaları

1.1.2.1. 24 Ocak Kararlarındaki Maliye Politikaları
a) Mali Araçlar
24 Ocak Kararları ile enflasyonun önlenmesi, tasarrufların ve yatırımların arttırılması yönünde bir maliye politikası izlenmiştir. Bir taraftan vergi gelirlerinin arttırılması ve kamu harcamalarının kısılması suretiyle iç tüketim azaltılmak istenmiş, diğer taraftan teşvik edici vergi politikası ile özel tasarruf ve yatırımların arttırılması hedeflenmiştir. Görüldüğü gibi kısa vadede sıkı maliye politikası ile iç tüketim kısılarak enflasyon düşünülmeye ve mali teşvik önlemleri ile de orta ve uzun vadede üretim arttırılmayısa çalışılmıştır.
Bu çerçevede kısa vadede vergi gelirlerini arttırmayısa yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Vergi oranlan arttırılmış (1981 yılında ilk gelir dilimine uygulanan oranın %10'dan %'10'a çıkarılması gibi), muafiyet ve istisnaların kapsamı daraltılmış, gelir vergisinde «peşin ödeme sistemi» getirilmiş ve Kurumlar Vergisinde finansman fonu gibi teşvik önlemlerine yer verilmiştir. Vergi sisteminde kısa vadede vergi gelirlerini arttırmayısa yönelik düzenlemeler yapılırken, uzun vadede devletin küçültülmesi ile birlikte arz-yönlü iktisadın önerileri doğrultusunda vergi tabanının genişletilerek vergi oranlarının düşürülmesi hedeflenmiştir.
Kamu harcamaları politikasında, personel ve diğer cari harcamaların azaltılması yatırım harcamalarının enerji gibi belli altyapı alanları ile sınırlı tutulması, transfer harcamalarının ise yeni iktisadi ve mali amaçlı sübvansiyonlardan kaçınılarak azaltılması öngörülmüştür. Kamu harcamaları politikasının da kısa vadeli amacı enflasyonun önlenmesi, uzun vadeli amacı kamu ekonomisinin küçültülerek serbest piyasa ekonomisinin egemen kılınmasıdır.
Yine mali araçlar kapsamında kit fiyat politikasında değişiklik yapılmıştır. İç açığın nedenlerinden birisini oluşturan kit açıklarının kapatılması için, fiyatların piyasa koşullarında belirlenmesi ilkesi benimsenmiş ve kit ürünlerine % 100 ve % 400 arasında gerçekleşen zamlar yapılmıştır.
Ülkemizde 1980’den bu yana sürdürülen neo-liberal uygulamalar, beklenenin aksin, ulusal tasarrufları arttırmamış, yatırım hacmini genişletmemiş ve istikrarlı bir büyüme ortamını bir türlü sağlayamamıştır. 1994’e gelindiğinde 5 Nisan kararları alınmıştır.
Ayrıca 1980 sonrası maliye politikalarının para politikalarına göre etkinliği daha azdır.
1.1.2.2. 5 NİSAN Karalarındaki Maliye Politikaları
Kamu kesimi borçlanma gereğinin azaltılması ve bütçe denkliğinin sağlanması için vergi gelirlerinin arttırılması ve kamu harcamalarının kısılması şeklinde sıkı maliye politikasının uygulanması öngörülmüştür.
Vergi gelirlerinin artırılmasına yönelik olarak yapılan düzenlemelerin başlıcaları, «Net Aktif Vergisi», «Ekonomik Denge Vergisi», «Ek Motorlu Taşıllar Vergisi» ile «Ek Gayrimenkul Vergisi»nin getirilmesi; götürü usulde vergilendirilmenin daraltılmasıdır.
Kamu harcamalarının kısılması yönünde alınan önlemlerin başlıcaları, başlangıçta yatırını harcamalarında 3 trilyonluk kısıntı yapılması; tüm kamu projelerinde %20'lik bir kesintiye gidilmesi; bütçenin diğer kalemlerinde 10 trilyonluk kesinti yapılması; memur alımının durdurulması; yurtdışı kadroların azaltılması; gezi harcamalarının sınırlandırılması; kamuya ait lojmanların, yazlıkların ve taşıtların satılmasıdır .
KİT açıklarının kapatılması için, KİT ürünlerinin fiyatları, arttırılmıştır. Petrol ürünlerine %49-90, TKKKL ürünlerine %70-100, şekere %52-62, çaya %64-72.7, THY iç hat biletlerine %47-53.3 arasında değişen oranlarda zamlar yapılmıştır.
1.1.2.3. 2000 Kasım ve 2001 Şubat Krizleri ve Maliye Politikaları
Kriz dönemlerinde maliye politikaları etkin bir biçimde kullanılamamıştır.
Maliye Politikası
2000 yılına ilişkin olarak maliye politikasının temel hedefi, toplam kamu kesimi faiz dışı dengesinde GSMH’nın % 2,2’si oranında elde edilmesini sağlamaktır. Depreme ilişkin harcamalar hariç tutulduğunda bu oran % 3,7’ye yükselmektedir.
Program kapsamında kamu kesimi faiz dışı fazlasının GSMH’ya oranının 2001 ve 2002 yıllarında da % 3,7 olması hedeflenmektedir.
Maliye politikası kapsamında programın temel hedeflerinden birisi de özelleştirmenin hızlandırılmasıdır.
Bu kapsamda, 2000 yılında 7,6 milyar dolar özelleştirme geliri sağlanması hedeflenmektedir. Özelleştirme gelirlerinin 2001-2002 döneminde 10,3 milyar dolar olması öngörülmektedir.
Maliye Politikasına İlişkin Düzenlemeler
Programın maliye politikasına ilişkin hedeflerine ulaşılmasını sağlamak amacıyla,
- Ek gelir ve kurumlar, özel iletişim, özel işlem ve faiz vergisi getirilmiş
- Temel gıda maddeleri dışındaki KDV oranları 2 puan artırılmış
- Çeşitli gelirler üzerinden yapılan stopajlar yükseltilmiş
- Devlet iç Borçlanma Senetlerinin değerleme yöntemi değiştirilmiş
- Peşin verginin üçer aylık dönemlerle ödenmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı çıkartılmış,
- 2000 yılı bütçesinin faiz, personel ve sosyal güvenlik transferleri dışındaki ödeneklerinin % 2’si bloke edilmiştir.
1. MALİYE POLİTİKASI
Maliye politikasının temel amacı, kamu açıklarının kalıcı bir biçimde azaltılması ve sürdürülebilir bir finansman yapısına geçişin sağlanması olacaktır. Bu çerçevede kamu harcama, gelir ve borçlanma politikaları tutarlı ve etkin bir biçimde uygulanacaktır.
Kamusal faaliyet alanı içinde yer alan ve hizmetin niteliği itibariye ile ilgisi kurulması gereken kamusal harcamalar bütçe içine alınacaktır.
Kamusal karar alma surecinde etkinliği arttırmak amacıyla, politika oluşturulması, planlama ve bütçeleme arasında kurulması gereken zorunlu ilişki orta vadeli bir harcama sistemi perspektifine dayanan bütçeler hazırlanması suretiyle sağlanacaktır. Bu çerçevede, bütçe hazırlanması süreci ile ilgili yasal çerçeve yeniden düzenlenecek, modem bütçe sistemlerinin gerektirdiği kurumsal ve fonksiyonel işleyiş ve mekanizmalar sisteme dahil edilecektir.
Mali disiplinin sağlanması, kaynakların stratejik önceliklere göre dağıtılması ve etkin kullanılması gibi temel bütçesel sonuçların elde edilmesinde önemli bir araç olan, mali saydamlığın yaygınlaştırılmasını sağlayacak mekanizmalar geliştirilecektir. Bu anlamda, öncelikle muhasebe ve mali raporlama standartları geliştirilecek ve sisteme aktif bir şekilde dahil edilecektir. Mali disiplini sağlamak üzere kamu harcama reformu biran önce gerçekleştirilecektir.
Kamu harcamalarının artışı kontrol altında tutulacak ve kaynakların tahsisinde hizmet-maliyet ilişkisinin sıkı bir şekilde kurulmasına ve sektörel önceliklere önem verilecektir.
Vergi sistemi basit ve anlaşılır hale getirmek, yeterli ve etkin belge düzeni ve otokontrol mekanizmaları geliştirilecek, vergi kayıp ve kaçakları azaltılacak, verginin tabana yayılması sağlanacaktır. Vergi İdaresinin uygulama hizmet ve denetim gücünü arttırmak amacıyla tam otomasyon projesine büyük önem verilecek ve süratli bir şekilde tamamlanacaktır.
Tevkif suretiyle vergi alınmasından vazgeçmeksizin, gelir vergisinin kişiselliği ve mali güce göre vergilendirme ilkelerini dikkate alan üniteler vergilemeye ağırlık verilecektir.
İstisna, muafiyet ve vergi indirimi gibi vergi harcamaları ekonomik ve sosyal politikalar çerçevesinde yeniden düzenlenecek, vergi harcamaları yoluyla alınmasından vazgeçilen tutarlar bütçe kanunu kapsamında ayrıntılı bir şekilde raporlanacaktır.
Vergi affı uygulamasını gerektirmeyecek ortam oluşturulacak ve af beklentilerinin ortadan kaldırılmasını sağlayacak düzenlemeler gerçekleştirilecektir.
Mahalli idarelerin sağladıkları hizmetlerle ilişkili olan bazı vergi ve harçların bu idarelere devri sağlanacaktır.
Kamu borçlanmaları düzenli bir şekilde raporlanacak, kamu borç stoku şeffaf bir hale getirilecektir. Kamu mali sisteminde öngörülen disiplinin sağlanması amacıyla, borçlanmayısa ilişkin ilke ve sınırlamaları içeren bir borçlanma programı bütçe ekinde yayınlanacaktır. Borçlanmayısa ilişkin ilke ve sınırlamaların tespitinde Maastricht kriterleri dikkate alınacaktır.
1.1.3. 1980 Sonrası Para Politikası
1980-1989 Dönemi
Türkiye’nin ithal ikameci büyüme yaklaşımından, ihracata dönük büyüme anlayışına geçişini simgeleyen ve ekonomide yapısal değişikliklere yol açan 24 Ocak 1980 İstikrar Programı'nın genel amaçlarına ve uygulamalarına bölümde değinilmişti. Bu bölümde kararların para politikası açısından önemine ve uygulamalarına değinilecektir.
24 Ocak Kararlarının ana unsurları, "gerçekçi" döviz kuru ve faiz politikaları, dış ticaretin serbestleştirilmesi ve finansal serbestleşme idi. Bu çerçevede, ihracatı artırıp, ithalatı azaltarak ödemeler dengesi açığını kapatmak ve böylece ekonomiyi canlandırmak amacıyla gerçekçi bir döviz kuru uygulaması amaçlanmıştı. Program öncesinde döviz kuru aşırı değerlenmişti. Öncelikle, devalüasyon yapıldı ve kur 47 TL' dan 70 TL'ye çıkarıldı. Daha sonra da, hükümet sık sık mini devalüasyonlar yaptı ve bu mini devalüasyonlar Merkez Bankası'nın döviz kurunu günlük olarak belirlemeye başladığı mayısıs 1981'e kadar artarak devam ettirildi. mayısıs 1981'den itibaren Türkiye'de dalgalı kur uygulamasına geçildi ve kurlar günlük olarak belirlenmeye başlandı.
Kamu açıkları ve dış borç yükü dikkate alındığında, enflasyonist finansman kaçınılmaz olacağından böyle bir ortamda parasal hedefler belirlemek ve para arzını kısıtlayıcı politikalar uygulamak kolay değildi. Dolayısıyla, para arzından çok para talebine önem verildi ve faiz oranları serbest bırakıldı. Faizlerin serbest bırakılmasının amacı tasarrufları artırmak ve dolayısıyla yatırımlar için kaynak yaratmak ve enflasyon oranını düşürmekti. Bu çerçevede, mevduat faizleri Temmuz 1980'de ilk olarak serbest bırakılmıştır. Büyük bankaların kendi aralarında centilmenlik anlaşması yapmaları sonucu faizler düşük olduğu için, küçük bankalar mevduat sertifikalarını, bu sertifikaları daha yüksek faizle halka satan bankerlere satmayısa başlamışlardır. Faizlerin büyük bankaların faizlerinden yüksek olması ve bunların geri ödenmeme riski taşıdığı yolundaki dedikodular bankerlere olan güveni sarsmış ve herkes parasını çekmeye koşmuştur. Böylece, 1982 yılı ortasında, banker krizi denilen kriz patlak vermiştir. Dolayısıyla ilk liberalizasyon denemesi başarısızlıkla sonuçlanmış ve neticede faizler tekrar Merkez Bankası tarafından belirlenmeye başlanmıştır (Günal, 1993).
Kısacası, 24 Ocak Kararları'na paralel olarak, 1980'lerde gerçekçi döviz kuru ve faiz politikaları uygulanmıştır. Gerçekçi ve esnek döviz kuru politikası bir ölçüde ihracatı teşvik etmede ve ithalatı azaltmada başarılı olmuştur. Tasarrufları artırarak yatırım imkanlarını genişletmek ve enflasyonu düşürmek için uygulanan serbest faiz politikası ise, ilk yıllarda enflasyonun önlenmesinde belli ölçüde başarılı olmuşsa da daha sonra banker krizi nedeniyle faizlerin yeniden kontrol altına alınmasıyla sonuçlanmıştır (Günal, 1993, Saraçoğlu, 1987). Genel olarak bakılınca, uygulanan politikalar, askeri hükümetin grevleri yasaklaması nedeniyle reel ücretlerin artmamasının da etkisiyle, 1980'lerin ilk yıllarında bir ölçüde etkili olmuştur. Büyüme oranı yükselmiş ve enflasyonda ani bir düşüş gerçekleşmiştir. Ancak, kısa vadeli istikrar politikalarından uzun vadeli yapısal uyum politikalarına kayıldıkça. genişlemeci maliye ve para politikaları enflasyonist finansmanı kaçınılmaz hale getirmiştir. Yani uygulanan politikalar büyüme ve ödemeler dengesi açısından başarılı olmakla birlikte enflasyon ve kamu maliyesi sorunları büyüyerek devam etmiştir (Günal, 1993).
1980'lerin ortasında, özellikle de seçimin yapıldığı 1987 yılında para ve maliye politikalarında gevşeme artmıştı. Seçim sonrası devalüasyon beklentileri nedeniyle resmi ve serbest kur arasındaki fark açılmayısa başlamıştı. Dolayısıyla, 4 Şubat 1988 tarihinde bir dizi önlem uygulamayısa konuldu. Bu çerçevede, mevduat faizleri yeniden serbest bırakıldı (ancak tavan belirlendi); zorunlu karşılık oranı % 16'ya, disponibilite oranı % 27'ye çıkarıldı; ihracat dövizlerinin bankalara altı ay içinde satılması zorunlu hale getirildi; ihracatta vergi iadesi artırıldı ve ithalat teminat oranı % 15'e yükseltildi (Keyder, 1996: 128-129). Ancak, bu önlemler TL'den kaçışı önleyemedi ve 12 Ekim 1988'de TL'nin değer kaybını önlemek için Merkez Bankası piyasaya 160 milyon dolar sürerek müdahale etti. Ayrıca, mevduat faiz oranları tamamen serbest bırakıldı, döviz tevdiat hesaplarına ve vadesiz mevduata uygulanan zorunlu karşılık oranları artırıldı. Kısacası, 1980'lerin sonuna doğru, seçim ekonomisi uygulamaları ile artan kamu açıkları, hızla artan dış borçlar ve % 80'ler civarındaki enflasyon Türkiye ekonomisinin istikrarsız yapısını ortaya koymaktaydı.
Alıntı ile Cevapla