Hayatı
[değiştir]
1957 yılında
Adıyaman'dan
Malatya'ya göç etmiş
Kürt kökenli bir baba ile
Erzurumlu bir annenin beşinci çocuğu olarak doğdu. Babası
Sümerbank mensucat fabrikasında çalışan bir işçiydi. İlkokulu Malatya'da okudu ve kendi hayatını anlattığı bir belgeselde müzikle altı yaşında babasının hediye ettiği
bağlama ile tanıştığını söyler. Okuldan geri kalan zamanlarında plak ve kaset satan bir dükkânda çalışmaya başladı. Ailesinin geçim sıkıntısı çekmesi nedeniyle
İstanbul Kocamustafapaşa'ya göç ettiler ve okulu bıraktı. İşportacılık ve çıraklık gibi çeşitli vasıfsız işlerde çalıştı. Bu dönemde küçük bir yerleşim yerinden, büyük bir şehre taşınmanın ve alışmanın sıkıntılarını yaşadı. Bu sıkıntılarını
Aynalar isimli belgeselde şöyle dile getirdi:
“
Onlarla konuşmuyordum çünkü onlarla konuşamıyordum..Giyimleri başkaydı, konuşmaları başkaydı. Onlar gibi konuşmaya çalışıyordum. Mesela terziye gidip, onlar gibi pantolon diktirmeye filan başlamıştım. Terzinin yaptırdığı pantolonların üzerime uymadığını görüyordum. Onlara yakışıyordu bana yakışmıyordu. Bir kız vardı bizim okulda, herkesin bir aşkı vardır, çocukluk aşkı. Bir gün gittim dedim ki: "biraz seninle konuşak beş dakika, kaçıyorsun hep".. Bana dedi ki: Rica ederim. Öyle bir ağrıma gitti ki : Bende sana rica ederim dedim.. Ben o zaman anlamını bilmiyordum, yani onu bir küfür zanettim.[2]”
16 yaşında yasak afiş basmaktan hapse atıldı. Daha sonra birkaç arkadaşıyla birlikte
Halk Birimleri Derneği'nin çalışmalarına katıldı. Bu çalışmaları sırasında çeşitli etkinliklerde bağlama çalmaya devam etti.
1 Mayıs 1977 yılında yaşanan olaylara tanık olur.
Boğaziçi Üniversitesinde yapılan bir etkinlikte
Ruhi Su ile tanışma fırsatı bulur,
Mahsus Mahal isimli Ruhi Su türküsünü söyler. Halk Birimleri Derneği'nde Emine isminde bir kızla tanışıp nişanlanır. Daha sonra
1978 yılında
Gelibolu'da askerlik yapar, bu arada orkestrada müzik çalışmalarına devam eder. Askerlik dönüşü Gülten Kaya ile evlendi ve
1982 yılında kızları Çiğdem doğar.
İlk profesyonel çalışmaları [değiştir]
İşsizlik ve parasızlık sebebiyle ekonomik zorluklar çeker. Bu sırada eşi kendisinden ayrılır. Bu ekonomik sorunlarından kurtulmak için kendi deyimiyle "sistemin tersine hareket" ederek hapse girmeye çalışır. Bunun için uzun uğraşlar sonucu çıkardığı
Ağlama Bebeğim albümünü
1985 yılında yayımlar.
İstanbul Şan Tiyatrosu'nda minik bir konser verir. Yayımlandığı yıl albüm toplatılır, fakat daha sonra sansürü kaldırlır.
1985'de ikinci albümü
Acılara Tutunmak için birinci albümde olduğu gibi Değişim stüdyosuyla anlaşır. Stüdyonun sahibi, o sıralarda
Metris Askeri Cezaevi'nde olan
Selda Bağcan'ın kardeşidir. Cezaevinde tanıştığı
Gülten Hayaloğlu ile Ahmet Kaya'nın tanışmasına aracılık eder. Albüm yayınlandıktan sonra evlenirler. Gülten Hayaloğlu hapishanede idam cezasına mahkum olan
Nevzat Çelik'in
Şafak Türküsü şiirini Ahmet Kaya'ya iletir. Bunun üzerine geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan albüm,
1985 yılında yapılıp
1986'da piyasaya çıkan
Şafak Türküsü olur. Bu albümde aranjör
Oğuz Abadan'la çalışır ve hemen hemen tüm besteleri kendisi yapar. Aynı yıl
An Gelir albümünü yayımlar.
1987 yılında kızı Melis doğar...
Yusuf Hayaloğlu ile tanışma [değiştir]

Ahmet Kaya.jpg
Gülten Hayaloğlu ile evlendikten sonra kardeşi
Yusuf Hayaloğlu ve şiirleriyle tanışır. Sözlerinin çoğunluğunun Yusuf Hayaloğlu'na ait olduğu
Yorgun Demokrat albümü isimli
1987 yılında yayımlanır.
1988 yılında sadece iki şarkının söz yazarlığını Hayaloğlu'nun yaptığı ve diğer sözlerin tanınmış şairlerin şiirlerinden oluşan
Başkaldırıyorum 'ü yapılır. Ardından
1989 yılında sadece
bağlama ve
vokalin oluşturduğu konserlerinden bir derleme olan
Resitaller-1'i yayımlanır. Aynı yıl
Osman İşmen'in düzenlemesiyle, sözlerinin büyük çoğunluğunu Hayaloğlu'nun yazdığı
İyimser Bir Gül'ü yapar.
1990 yılında Resitaller-1'in devamı niteliğinde olan
Resitaller-2 albümü yayımlanır. Aynı yılın Ekim ayında çeşitli şairlerin şiirlerinden oluşan
Sevgi Duvarı isimli albümünü çıkartır.
Şarkılarım Dağlara albümü basılan 2.800.000 bandrolle rekor kırmıştır.[
kaynak belirtilmeli] Bu albümde yer alan
Özgür Çağrı isimli şarkıda geçen
Abin bir gün dağdan döner, sarılırsın yavrucağım gibi sözler nedeniyle albümü toplatılır, konser vermesi yasaklanır.
[3]
1990 yılında
Tatar Ramazan ve
1992 yılında
Tatar Ramazan Sürgünde filmlerinin müziğini yaptı. 1994 yılında prodüksiyonu'nu Gülten Kaya ve Yusuf Hayaloğlu'nun yaptığı,
Kanal D'de yayımlanan
Ahmet Abi'nin Vapuru programını yapar. Bu program sadece 13 hafta sürer. Bu programa
Nihat Akgün'ün katılması ve
JET-PA'nın sponsorluğunu yapması büyük eleştiriler alır.
Müzikal tarzı [değiştir]
Boğaziçi Üniversitesi'nde
Ruhi Su ile tanışıp Mahsus Mahal isimli türküyü çaldığı zaman, Ruhi Su bağlamanın bu şekilde, at teper gibi çalınmayacağını söyler. Yıllar sonra Ahmet Kaya verdiği konserin birine "Bağlama Böyle de Çalınır" ismini verir.
İlk dönem albümlerinde genel olarak bağlamaya ağrılık verdi.
Pop,
Türk Halk Müziği ve
Arabesk kategorisine dahil edilemediği için müzikal türüne
Devrimci Arabesk denilmektedir.
[4] Fakat kendisi müzik tarzının Devrimci Arabesk veya protest olarak tanımlanmasına karşı çıkar.
[5] Sözlerini kendisinin yazdığı bestelerle beraber,
Attilâ İlhan,
Can Yücel,
Nevzat Çelik,
Hasan Hüseyin Korkmazgil,
Enver Gökçe,
Ahmed Arif gibi tanınmış şairlerin şiirlerini de bestelemiştir. Genellikle şarkılarında toplumsal meseleler işlenir. Yirmi iki albümünden sadece bir tanesinde
Kürtçe şarkı vardır.
Hakkındaki suçlamalar [değiştir]

Ahmet Kaya (
Ferzende Kaya,
Başım Belada adlı kitabın kapağı)
Yasal suçlamaların yanında, bazı topluluklar tarafından yoksulluk edebiyatı yapmak, lüks yaşam sürmek gibi konularda eleştiriler alır. Bu eleştirilere yanıtı:
“
Benim hiç mercedesim olmadı. Şimdiki arabam mercedesden daha pahalı, jeep olduğu için gözüne batmıyor insanların. Salaklaşmamak lazım bunlar önemli şeyler, yani.. Biz insanların yoksulluğunu savunmadık, bizler yaşamımız boyunca insanların zenginliğini savunduk...Yani ben jeepe binsem mercedese binsem bunlar önemli şeyler midir? Ben tarihin yüklediği misyonu yerine getiriyor muyum bu önemli...Tam 30 sene aç yaşadım bu ülkede, 30 yıl boyunca..Bütün lokantaların kenarlarına gidip, o lahmacunların nasıl çıktığına baktım...Artık ben bu saatten sonra bunu yerim ve kimse bunu engelleyemez...[6]”
Birçok albümünün toplatılmasının ve konserlerinin iptal edilmesinin yanı sıra,
10 Şubat 1999'da
Magazin Gazetecileri Derneği'nin
Princess Otel kongre salonunda düzenlenen ödül töreninde
yılın en iyi sanatçısı ödülünü aldı ve ödül konuşmasında:
Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneği’ne, Cumartesi Anneleri’ne, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var: Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayımlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayımlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum. dedi. Bunun sözleri üzerine davetliler tepki gösterip, küfür etmeye, çeşitli eşyalar fırlatmaya başladı.
[7] [8] MGD görevlileri tarafından kongre salonundan, olağan koşullarda dışarıya çıkartıldı.
[9]
Bu olayın hemen sonrasında Ahmet Kaya'nın 1993 yılında
Berlin'de
Kürt İşadamları Derneği'nin düzenlediği bir gecede verdiği konsere ilişkin fotoğrafların Hürriyet gazetesinde yayınlanması
[10] üzerine "bölücü
PKK örgütüne yardım ve yataklık yaptığı ve halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği" iddiasıyla hakkında İstanbul
Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde toplam 10.5 yıl ağır hapis istemiyle iki ayrı dava açıldı.
[11] Haziran 1999'da Türkiye'den ayrıldı. Yargılamaların sonucunda toplam 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı.
[12], ancak yurt dışında olduğu için hapse girmedi. Daha sonra bu görüntülerin düzmece olduğu belirlendi.
[13]
Bu arada
Ordu Valiliği Kaya'nın kasetlerinin kentte satılmasını ve bulundurulmasını yasakladı.
[14] 1999 yılında Münih'de PKK yanlıları tarafından düzenlendiği konserde ‘‘Arabamı o şerefsizlerin memleketinde bıraktım’’ dediğini iddia eden Hürriyet gazetesi haberi için hakkında
DGM tarafından bir kez daha soruşturma başlatıldı.
[15] 9 Şubat 2000 yılında Zaman gazetesine yaptığı röportajda
Ben "3 tane şerefsizin yüzünden ülkemde arabama bile binemedim." dedim diyerek yalanladı.
[16] Yine Almanya'da 1999 yılında Münih şehrinde
Barış, Demokrasi ve Özgürlük Festivali isimli organizasyonda verdiği konserde
Kürdüz Ölene Kadar, Vallahi biz dostu özledik, Kürdüz sonuna kadar, Vallahi Apo'yu özledik" sözlerinin geçtiği şarkıyı söyledi.(Daha sonraları Ahmet Kaya ile ilgili eşi Gültey Kaya'nın yaptığı bir açıklamada; "Ahmet Kaya'nın "vallahi barışı özledik,vallahi apoyu özledik"sözü geçen şarkıda tutuklanan terör örgütü lideri apo'nun terör örgütü mensuplarına silahı bırakmaları çağrısı üzerine bu şarkıyı yaptığını söylemiştir.)
[17]
Ölümü [değiştir]
Ahmet Kaya, 2000 yılında
Hoşçakalın Gözüm isimli albümünün kayıtlarını yaparken, Paris'in Porte de Versailles semtindeki evinde bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Bu albümde Karwan isimli şarkıyı seslendirdi.
[18] Cenaze merasimi Paris Kürt Enstitüsü'nde yapıldı.
Ölümünden sonra , 2002 yılında Ahmet Kaya'nın şarkılarını 20 ünlü sanatçının söylediği
Dinle Sevgili Ülkem isimli bir albüm yapılmış , Magazin Gazetecileri Derneği'nin gecesinde duyurduğu Kürtçe
Karwan (Kervan) parçasının ve klibinin de bulunduğu
Hoşçakalın Gözüm,
Biraz da Sen Ağla albümü yayımlandı. Père-Lachaise mezarlığındaki mezarı 2003 yılında tekrar düzenlendi. Mezar ağırlığının yaklaşık 3,5 ton olduğu söylenmektedir. Üzerine kardelen motifleri, enstrümanlar, Kastamonu yazması, İstanbul silueti, şarkı sözleri ve büstünün bulunduğu bir mezardır.
[19] Kalsın Benim Davam ve
Gözlerim Bin Yaşında (Aralık 2006) adlarında dört albümü daha yayınlanmıştır.
4 Eylül 2007'de, Türkiye'de kendi ismine açılan tek yer olan,
Ahmet Kaya Halk Evi Batman'da açıldı.
[20] 2009 yılında AKP hükümetince mezarının Paris'ten Türkiye'ye taşınması konusunda fikirler ortaya atıldı.
[21]