PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hayvanlar ve üreme sistemleri


ceyLin
7 February 2009, 20:15
Canlıların nesillerini sürdürebilmeleri[Only Registered Users Can See Links] sahip oldukları üreme sistemlerinin kusursuz olmasıyla mümkün olmaktadır. Ancak insan ve hayvanlarda üreme sistemlerinin varolması yeterli değildir; üremeyi cazip görmeleri için özel bir dürtü de (cinsellik dürtüsü) gereklidir. Aksi halde[Only Registered Users Can See Links] üreme şansları olmasına rağmen[Only Registered Users Can See Links] çoğu bu işe kalkışamayısacaktır. Diğer taraftan doğum veya yumurtlama ve ardından gelen kuluçka döneminin zorluklarını farkettiklerinde bunlara neden olan girişimden titizlikle kaçınacaklardır.
Tek başına cinsel istek de yetmez. Canlılar çiftleşip dünyaya yeni bir canlı getirseler bile[Only Registered Users Can See Links] eğer ona bakma[Only Registered Users Can See Links] onu koruma isteğine sahip olarak yaratılmazlarsa türleri sona erebilir. Eğer[Only Registered Users Can See Links] canlı türlerinin çoğunun sahip olduğu anne-baba şefkati olmasaydı türler yok olacaktı. Burada evrimci mantıktaki kimseler "nesilleri devam ettirme bilinci"nden bahsederler. Onlara göre nasıl her fert[Only Registered Users Can See Links] kendini savunmak için olağanüstü çaba gösteriyorsa neslinin devamı için de çaba harcamaktadırlar. Oysa bir hayvanın "benden sonra soyum devam etmeli[Only Registered Users Can See Links] onun için de yapmam gerekenleri yapmalıyım" diye düşünemeyeceği ortadır. Hayvan bir şeyler umarak veya gelecekle ilgili menfaat beklentileriyle değil[Only Registered Users Can See Links] öyle varolduğu için yavrusunu kollayıp-gözetir.
Buna karşın bazı canlılarda bu şefkat yoktur ve dünyaya getirdikleri yavrularını bırakıp giderler[Only Registered Users Can See Links] ama bu canlılar bir kerede çok fazla yavru dünyaya getirmekte ve hiçbir koruma olmaksızın da bunların bazıları sağ kalabilmektedir. Eğer bunları korumayısa çalışacak şekilde yaratılmış olsalar[Only Registered Users Can See Links] bu kez türlerinde büyük bir nüfus patlaması yaşanır ve doğanın dengesi bozulurdu.
Kısacası canlılığın sürmesinin birinci şartı olan üreme[Only Registered Users Can See Links] canlılığın sürmesini dilemiş olan Allah tarafından yaratılmış bir sistemdir. Allah[Only Registered Users Can See Links] "Hayat Veren"dir. Canlıları var eden de O'dur[Only Registered Users Can See Links] var ettiklerinden yeni canlılar çıkaran da O'dur.Tüm canlılar O'nun sayesinde yaşamaktadırlar. Hayatlarını[Only Registered Users Can See Links] -çoğu kez sandıkları gibi- yalnızca anne-babalarına değil[Only Registered Users Can See Links] onlardan daha çok[Only Registered Users Can See Links] o anne-babayı da[Only Registered Users Can See Links] kendilerini de yaratan Allah'a borçludurlar. Kuran[Only Registered Users Can See Links] bu konuda şöyle diyor:
"O[Only Registered Users Can See Links] sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir ve hepiniz yalnızca O'na toplanacaksınız." (Müminun Suresi[Only Registered Users Can See Links] 79)
İlerleyen sayfalarda[Only Registered Users Can See Links] Allah'ın bazı canlılara verdiği üreme sistemlerine değineceğiz. Bu canlılar[Only Registered Users Can See Links] türlerinin devamını sağlayabilmek için büyük zorluklara katlanıyorlar. Ve kuşkusuz bunları[Only Registered Users Can See Links] "türümüzün devamını sağlamamız gerekiyor" gibi bir mantık yürüttüklerinden değil[Only Registered Users Can See Links] Allah'ın onlara verdiği şefkat ve merhamet dürtüleriyle yapıyorlar.
Bazı çarpıcı sistemlere sahip olan bu canlılar yalnızca birer örnektir. Aslında her canlının üremesi[Only Registered Users Can See Links] başlı başına bir mucizedir.
[Only Registered Users Can See Links]
[Only Registered Users Can See Links] Kuşlarının Yavrularına Olan Şefkati Bilinci olmayısan bir canlıdan beklenen yavrusunu doğurduktan sonra bırakıp gitmesidir. Ancak tam tersine hayvanlar yavrularının bütün sorumluluğunu üstlerine alırlar. Öyle ki[Only Registered Users Can See Links] onları ileride karşılaşacakları tehlikelerden koruyacak önlemleri dahi eksik bırakmazlar.
Bu konudaki en güzel örneklerden biri su kuşlarından olan Grebeler'dir. Grebeler yavrularını sırtlarında taşırlar; bu nedenle ebeveynler yavrular için adeta yüzer bir yuva gibidir. Yavrular anne babalarından birinin sırtına çıkar. Anne[Only Registered Users Can See Links] yavrularının üstünden düşmemesi için kanatlarını hafifçe yukarıya doğru kaldırır ve yavrularını başını yana doğru uzatarak onları gagasına aldığı besin parçalarıyla besler. (üst resim) Fakat Grebeler'in yavrularına verdikleri ilk şey gerçek bir besin değildir. Grebeler yavrularına ilk olarak su üstünden topladıkları ya da göğüslerinden kopardıkları tüyleri yedirirler. Her yavru oldukça fazla miktarda tüy yutar. Peki acaba bu ilginç ikramın sebebi nedir?
Yavruların yedikleri bu tüyler sindirilemez[Only Registered Users Can See Links] ancak yavrunun midesinde birikir. Bir kısmı bağırsağa açılan noktada keçeleşir. Balıkların kılçıkları ve diğer besinlerin sindirilmeyen kısımları burada birikir. Böylece sivri balık kılçıklarının veya böceklerin sert bir parçasının yavruların midesinden geçerken[Only Registered Users Can See Links] bağırsakların narin çeperlerine zarar vermesi önlenmiş olur. Bu tüy yeme tecrübesi[Only Registered Users Can See Links] kuşun tüm hayatı boyunca devam edecektir. Ancak ilk yedirilen tüyler yavruların sağlığı açısından alınan önemli bir tedbirdir.

Grebelerinkine benzer şekilde yavrularının ihtiyaçlarını her yönüyle karşılamayısa ve korumayısa yönelik davranışları tüm canlılarda görmek mümkündür. Doğadaki canlıların her biri yavruları yeterli olgunluğa erişene kadar onların her türlü sorumluluğunu üstlenir[Only Registered Users Can See Links] ihtiyaçlarını hiç eksiksiz olarak karşılarlar.

Doğadaki canlılar arasında görülen bu davranışlar evrimcilerin "doğa bir savaşım alanıdır[Only Registered Users Can See Links] bencil olan[Only Registered Users Can See Links] kendi çıkarlarını koruyan üstün gelir" iddialarını tamamen geçersiz kılmaktadır. Canlılardaki bu gibi davranışların kaynağının ise onların kendi aklından kaynaklanamayısacağı[Only Registered Users Can See Links] bir kuşun[Only Registered Users Can See Links] kaplanın ya da başka herhangi bir hayvanın başka bir canlının ihtiyaçlarını düşünerek[Only Registered Users Can See Links] ince detayları göz önünde bulundurarak hareket edemeyeceği ortadadır. Bu canlılar Allah'ın ilhamıyla hareket etmektedirler. Allah canlıların her birine davranışlarını ilham eder ve onlar da buna eksiksiz uyarlar. Her biri kendilerini Yaratan Allah'a boyun eğmişlerdir. Kuran'da bu gerçek şöyle bildirilir: Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur; hepsi O'na gönülden boyun eğmiş bulunuyorlar.(Rum Suresi[Only Registered Users Can See Links] 26)

SONDAJCI ARI
Bu arı cinsi yavrularını sireks adı verilen başka bir arının larvası ile besler. Ama karşılaştığı bir sorun var: Sireks larva dönemini[Only Registered Users Can See Links] ağaç kabuğunun 4 cm. kadar altında geçirir. Bu nedenle[Only Registered Users Can See Links] sondajcı anne göremediği sireks larvalarının önce yerini tespit etmelidir.
Arı[Only Registered Users Can See Links] sireks larvasının yerini tesbit için vücuduna yerleştirilmiş olan çok hassas alıcıları kullanır ve ilk sorun[Only Registered Users Can See Links] yani yer tespiti böylece çözümlenmiş olur. Peki ya ikincisi?... Bunu da ağaç kabuğunu delerek yapar.
Arının ağaç kabuğunu delmek için sahip olduğu organa 'Ovipositor' adı verilmiştir. Bu özel organ[Only Registered Users Can See Links] arının tüm vücudundan daha fazla bir uzunluğa sahiptir. Bu organ kuyruktan çıkan iki uzantının birleşmesiyle oluşur ve ucu keskin bir bıçak gibidir. Bıçağın ağzı kullanım amacına uygun olarak tırtıklı olarak yaratılmıştır.
Sondajcı arı[Only Registered Users Can See Links] kabuk altındaki sireksin yerini bulur bulmaz delme uzantılarını en kestirme yolu izleyecek biçimde hedefine yöneltiyor. İki uzantı[Only Registered Users Can See Links] bir testere gibi ileri geri hareket ederek kabuğu deliyor. Arı sirekse isabet eder etmez[Only Registered Users Can See Links] kendi yumurtasını borusu aracılığıyla larvanın içine bırakıyor.
Ve yavru yaban arısı[Only Registered Users Can See Links] annesinin bulup kendisine hem yem[Only Registered Users Can See Links] hem sığınak olarak bıraktığı kurtçuğun içinde büyüyerek hayata başlıyor.
Bu denli mükemmel bir tasarımın[Only Registered Users Can See Links] asla tesadüflerin eseri olamayısacağını; tam tersine apaçık bir Yaratıcı'nın[Only Registered Users Can See Links] sonsuz bir akıl ve güç sahibi olan Allah'ın eseri olduğunu ayrıca vurgulamayısa gerek var mı?
[Only Registered Users Can See Links]ÇÖMLEKÇİ ARI
Resimdeki yaban arısı büyük bir maharetle çamurdan yaptığı yuvasında[Only Registered Users Can See Links] larva halinde bulunan yavrularını çok ilginç bir biçimde besliyor: Önce büyükçe bir tırtıl buluyor ve tırtılın hareket merkezine ait 9 bölgesini sokuyor. Bu operasyon sonucu tırtıl ölmüyor ama felç edilerek hareket etmesi engellenmiş oluyor.Ardından bir ölü gibi hareketsiz olan tırtılı büyük bir dikkatle yuvaya sokuyor. Bu felçli tırtıl[Only Registered Users Can See Links] yaban arısı yavrularının[Only Registered Users Can See Links] erginleşip yuvadan çıkana kadarki et ihtiyaçlarını karşılıyor.

KUTUP İKLİMİNE GÖRE YARATILAN PENGUEN
Penguenlerin yaşadığı kutup dairesinde hava sıcaklığı -40°C'ye kadar düşmektedir. Penguenlerin bu denli soğuk bir ortamda hayatlarını sürdürebilmeleri için vücutları kalın bir yağ tabakasıyla kaplanmıştır. Bunun dışında besinleri çok hızlı parçalayan bir sindirim sistemine sahiptirler. Bu iki unsur bir araya geldiğinde ortalama +400C'lik bir vücut ısısına kavuşan penguenler için soğuğun pek önemi kalmaz.
[Only Registered Users Can See Links]
Gerçekten de doğa Darwin'in dediği gibi olsaydı[Only Registered Users Can See Links] yani her birey yalnız kendi yaşamını düşünseydi[Only Registered Users Can See Links] hiçbir canlı yavrularını büyütmek[Only Registered Users Can See Links] beslemek ve korumak pahasına bu kadar enerji zaman ve yiyecek kaybına katlanmazdı.
Penguenlerin kuluçkaya yattıkları dönem kutup kışına rastlar. Üstelik kuluçkaya yatan da dişi değil erkek penguendir. Penguen çiftini bu zamanda -40°C'ye kadar düşen soğuğun yanında bir de buzul dağları zorlayacaktır. Kış boyunca buzullar gittikçe büyüyecek kuluçka yeri ile en yakın besin kaynaklarının bulunduğu deniz kıyısı arasındaki mesafe fazlasıyla artacaktır. Bu mesafe bazen 100 km'yi geçebilmektedir.
Dişi penguenler sadece bir yumurta yumurtlar ve kuluçka görevini erkeklerine devredip denize dönerler. Erkek kuluçkaya yattığı dört ay boyunca hızı zaman zaman 120 km'yi bulan kutup fırtınalarına karşı koymak zorundadır. Bu süre içinde sürekli yumurtaların başındadır[Only Registered Users Can See Links] bu yüzden avlanma imkanı da bulamaz. Zaten en yakın yiyecek kaynağı birkaç günlük mesafededir. Dört ay boyunca hiçbir şey yemeden yatan erkek bu süre zarfında yarı yarıya kilo kaybeder. Ama asla yumurtayı terk etmez. Aylarca aç kalmasına rağmen kendisi için av bulmayısa çıkmaz açlığa katlanır.
Dört ay sonunda yumurtalar kırılmayısa başladığında birden dişi belirir. Bu dört ay boyunca boş durmamıştır sürekli yavrusu için çalışmış kursağında yemek biriktirmiştir.
Anne yüzlerce penguenin arasından eşi ve yavrusunu güçlük çekmeden bulur. Anne geçen zaman içerisinde sürekli olarak avlandığından son derece dolu bir kursakla gelmiştir. Kursağındakileri boşaltarak bakım işini üstlenir.
Bahar geldiğinde buzul erimeye başlamış ve buz tabakası üzerinde denizin ortaya çıktığı delikler belirmiştir. Artık anne ve baba bu deliklerden balık avlayarak beslenecek yavrularını da aynı yiyecekle besleyeceklerdir.
Yavruya bakmak oldukça zahmetli bir iştir; onun beslenmesi için ebeveynler bazen uzun süre hiçbir şey yemezler. Ayrıca her yerin buzlarla kaplı olduğu ortamda yuva yapma olanağı yoktur. Anne ile babanın yavruyu buzun soğuğundan korumak için yapabilecekleri tek şey yavruyu ayaklarının üstüne koyup[Only Registered Users Can See Links] karınlarıyla ısıtmaktır.
Hayvanların yumurtlamadaki zamanlamaları da oldukça önemlidir
Acaba niçin penguenler yazın değil de kışın yumurtlarlar? Bunun tek sebebi vardır: eğer yazın yumurtlanmış olsa[Only Registered Users Can See Links] yavrunun büyümesi kışa rastlayacak o zaman da etraftaki denizler donmuş olacaktı. Bu durumda hem hava şartları çok ağır olduğundan[Only Registered Users Can See Links] hem de besin kaynağı olan deniz çok uzaklarda kaldığından ebeveynler yavruyu besleyecek besini zor bulacaklardı.
[Only Registered Users Can See Links] son derece soğuk olan kutup ikliminin etkisinden korunmak için bir araya toplanırlar. Böylece bu topluluğun üyesi olan yavrular soğuk rüzgarların korunarak toplanma imkanı bulabilirler.

Gerçekten de doğa Darwin'in dediği gibi olsaydı[Only Registered Users Can See Links] yani her birey yalnız kendi yaşamını düşünseydi[Only Registered Users Can See Links] hiçbir canlı yavrularını büyütmek[Only Registered Users Can See Links] beslemek ve korumak pahasına bu kadar enerji[Only Registered Users Can See Links] zaman ve yiyecek kaybına katlanmazdı.
Penguenler[Only Registered Users Can See Links] son derece soğuk olan kutup ikliminin etkisinden korunmak için bir araya toplanırlar. Böylece bu topluluğun üyesi olan yavrular soğuk rüzgarların da etkisinden korunarak toplanma imkanı bulabilirler.