![]() |
![]() |
|
#1
|
|||
|
|||
![]()
Dil tarihi uzmanları Türk dilinin tarihî gelişimini dönemlere ayırırken metinlerle takip edilen dönemden öncesi için birbirinden az çok farklı ayrımlar ve adlandırmalar yaparlar. Bu farklılıkları bir kenara bırakarak Türk dilinin tarihî dönemlerini şöyle özetleyebiliriz:
1. Altay Dil Birliği Dönemi: Türkçenin Altay dillerinden (Moğolca ![]() ![]() ![]() ![]() 2. En Eski Türkçe Dönemi: Türkçenin bağımsız bir dil olarak ana Altaycadan ayrıldığı dönem olarak kabul edilmektedir. 3. İlk Türkçe Dönemi: Hun Avar Hazar Bulgar dillerinin Türkçeden henüz ayrılmadığı dönem olarak gösterilir. Türkçenin karanlık çağlarına ait dönemleri ana hatlarıyla bu şekildedir. Bundan sonraki dönemlere ait metinler yazılı kaynaklar olduğu için dilimizin tarihî gelişimi sağlıklı bir şekilde izlenebilmektedir. Türkçenin metinlerle takip edilebilen bu dönemleri sırasıyla şöyledir: 1. ESKİ TÜRKÇE DÖNEMİ(6.–13. yüzyıllar arası) Türkçenin belgelerle takip edilen ilk dönemi olup 13. yüzyıla kadar olan zamanı içine alır. Türkçenin bütün dönemleri hesaba katıldığında hem ses ve biçim bilgisi hem de söz varlığı bakımından en saf ve duru dönemidir. Dilin gramer özelliklerini tarihî gelişimini tespit için düzenli ve bol metinlerin olduğu bu dönemde bütün Türkler Türkçenin bu ilk yazı dilini kullanmışlardır. Eski Türkçe dönemine ait metinler; Köktürk ![]() a) Köktürk metinleri Köktürklerin kendi icadı olan Köktürk alfabesiyle taşlar (bengü taşlar) üzerine yazılan metinlerdir. Bir kısmı çeşitli albüm ve dergilerde tanıtılan bir kısmı ise henüz yayınlanmamış irili ufaklı bu metinlerin sayısı 250’den fazladır. Bengü taşların en meşhurları Kül Tigin ![]() Bunlardan “Çoyrın bengü taşının 687-692 yılları arasında dikildiği tahmin edilmektedir. Eğer bu tahmin doğruysa altı satırlık bu taş Türkçe yazılmış olan ve Köktürk harflerinin kullanılmış bulunduğu ilk metin olmaktadır.” Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar dikkatlerin yeni bir malzeme üzerinde toplanmasına sebep olmuştur: Kazakistanda Esik kurganından çıkan bakır tas üzerindeki Köktürk işaretli kısa yazının okunuşu doğrulanırsa Türk yazı dilinin belgeleri Çoyrın bengü taşından 1200 yıl kadar daha önceye gidecek demektir. İleri bir tarihte belki yeni malzemeler ortaya çıkabilir. Ancak bugün itibariyle bu döneme ait en önemli belgeler hiç şüphesiz Köktürk Yazıtlarıdır. Bu yazıtların bulunması ve yazısının 1893’te Danimarkalı V. Thomsen tarafından çözülerek okunması Türk dili araştırmaları için dönüm noktasıdır. b) Uygur metinleri Köktürk devleti yıkıldıktan sonra tarih sahnesinde Uygurları görürüz. Yeni bir din arayışıyla Budizm’i benimseyen Uygurlar ![]() · Sekiz Yükmek (Sekiz Yığın): Çinceden çevrilen Sekiz Yükmek’te Burkancılığa ait dinî-ahlâkî inanışlar ve bazı pratik bilgiler vardır. Uygurlar arasında çok yayılan bu eser; kısa cümleleriyle içten anlatımı ve zengin söz varlığıyla dikkati çeker. · Altun Yaruk (Altın Işık): Sıngku Seli Tutung tarafından Çinceden Uygurcaya çevrilen en hacimli sudurdur. Burkancılığın temellerini felsefesini ve Buda’nın menkıbelerini içerir. Bunlardan en meşhurları Şehzade ile Aç Pars Hikâyesi (Açlıktan ölmek üzere olan parsı kurtarmak için kendini feda eden şehzadenin hikâyesi) Dantipali Beğ hikâyesi (Maiyetindeki geyikleri kurtarmak için kendini feda eden geyikler beğini Dantipali Beğ öldürür ve korkunç alevler de Dantipali Beğ’i yutar.) ve Çaştani Beğ hikâyesi (Ülkesindeki insanlara hastalık ve bela getiren şeytanlarla Çaştani Beğ’in mücadelesi)dir. · Irk Bitig (Fal Kitabı): Köktürk yazısıyla yazılmış bir fal kitabıdır. Her biri ayrı fal olarak yazılan 65 paragraftan oluşur. Çeşitli inanışlar ve masal unsurlarının bulunduğu kitapta günlük dile ait pek çok kelime de vardır. · Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi (İyi Düşünceli Şehzade ile Kötü Düşünceli Şehzade): Burkancılığa ait bir menkıbenin hikâyesidir: İyi düşünceli şehzadenin bütün canlılara yardım etmek ve canlıların birbirlerini öldürmelerini engellemek için bir mücevheri elde etmek üzere yaptığı maceralı yolculuk anlatılır. c) Karahanlı metinleri Eski Türkçenin Karahanlı dönemine ait başlıca eserleri şunlardır: · Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi): Yusuf Has Hâcib ![]() Siyasetname niteliğindeki eserde ideal bireylerden oluşan bir toplum ve devlet göz önünde canlandırılmıştır. Millî kültürle İslâm kültürünün ustalıkla birleştirildiği bu eser Tabgaç Buğra Karahan’ın iltifatına mazhar olmuş ve yazarına da Has Hâciplik unvanını kazandırmıştır. Kutadgu Bilig İslâmlığın etkisindeki Türk edebiyatının ilk ürünüdür. Dil ve edebiyat tarihi yanında kültür tarihi bakımından da en önemli kaynaklardan biridir. · Dîvânü Lûgati’t-Türk: Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türk dilinin üstünlüğünü göstermek amacıyla Kaşgarlı Mahmud tarafından 1072’de yazılmayısa başlanan ve 1077 yılında halife Ebü’l Kasım Abdullah’a sunulan bu eser ansiklopedik bir Türk dili sözlüğüdür. Kaşgarlı Mahmud Türkçeden Arapçaya sözlük tertibinde hazırladığı eserinde madde başı kelimeleri açıklarken kendi derlediği deyimlerden savlardan (atasözleri) koşuklardan (koşmalar) örnekler de vermiştir. Aynı zamanda halk edebiyatının ilk ürünleri de ilk defa böyle bir eserde derlenmiştir. Türk toplum hayatından örneklerin de bulunduğu Dîvânü Lûgati’t-Türk ![]() · Atabetü’l-Hakayık (Gerçeklerin Eşiği): Dinî ve tasavvufî konuların anlatıldığı bu eserin Edib Ahmet tarafından 12. yüzyılın başlarında yazıldığı tahmin edilmektedir. Kitapta; bilginin yararı cahilliğin zararı dili tutmanın önemi cimriliğin kötülüğü cömertliğin iyiliği alçak gönüllüğünün güzelliği kibrin kötülüğü gibi konular işlenmiştir. Eser bu bakımdan öğretici bir özelliğe sahiptir. · Divân-ı Hikmet: Hoca Ahmet Yesevî’nin şiirlerine hikmet bu şiirlerin toplandığı defterlere Divân-ı Hikmet denmektedir. Bu eserdeki şiirlerin hepsi Hoca Ahmet Yesevî’ye ait değildir. Kitapta öğretici yönü ağır basan manzumeler vardır. Hoca Ahmet Yesevî Türklerin İslâmı daha iyi tanımalarına hizmet etmiş yaşadığı dönemde birleştirci bir rol üstlenmiş Hacı Bektâşı Velilerin Yunus Emrelerin Mahdum Kuluların yetişmesine vesile olmuştur. 2. ORTA TÜRKÇE DÖNEMİ (13.–15. yüzyıllar arası) Eski Türkçeyle yeni Türkçeyi birbirine bağlayan geçiş dönemidir. Bu dönemde bütün Orta Asya’da kullanılan Türkçeye ![]() Edebî gelenek bakımından Harezm’in kuzeyindeki Altınordu-Kıpçak Türkçesi de Harezm Türkçesine dayandığı için bölgenin Kıpçak Türkçesinin ayrı bir kol hâline gelişinde de büyük katkısı vardır. Horasan ve İran’dan batıya doğru yol alarak XIII. yüzyılda Oğuz Türkçesi temelinde yeni bir kol oluşturan Türk yazı dilinin ilk belirtileri ve filizlenmesi de yine bu bölgede başlamıştır denebilir. Görülüyor ki ![]() ![]() ![]() Türk dili ve Türk kültüründe önemli değişmelerin olduğu bu dönem Harezm Türkçesi ile temsil edilir. Harezm Türkçesi ![]() Karahanlı Türkçesinden Çağatay Türkçesine geçiş olarak değerlendirilen bu dönemde dil tarihi bakımından önemli eserler yazılmıştır. Bu dönemin dil yadigârlarını Harezm Türkçesi ve Kıpçak Türkçesi olmak üzere iki grupta değerlendirmek de mümkündür. Bunlardan başlıcaları aşağıda kısaca anılmıştır: Harezm Türkçesinin yadigârları: · Mukaddimetü’l - Edeb: Dîvânü Lûgati’t-Türk’ten sonra Orta Türkçe döneminin en zengin söz varlığına sahip bu eser ![]() · Kısasü’l - Enbiyâ: Rabguzî tarafından bir yılda yazılarak 710 (1310)’da Emir Nasrüddin Tok Buğa’ya sunulan bu eserde; Kur’anıkerim’de adı geçen peygamberlere ait kıssaların yanı sıra Hz. Muhammed dört halife Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e ait menkıbeler de vardır. · Muînü’l – Mürid: Arapça bilmeyen Türkmenlere İslâm fıkhını ve tasavvufu öğretmek amacıyla İslâm mahlaslı bir şair tarafından 1313 yılında yazılan 900 beyitlik manzum bir eserdir. · Muhabbetnâme: 1353’te Harezmî tarafından yazılan manzum bir eserdir. · Nehcü’l – Ferâdis: Kerderli Mahmut tarafından 1358’de yazılmış ![]() Anonim Kur’an Tefsiri bu döneme ait diğer bir eserdir. Kıpçak Türkçesinin yadigârları: · Kodeks Kumanikus (Codex Cumanicus): İtalyan tüccarlar ve Alman rahipler tarafından derlendiği tahmin edilen ![]() ![]() ![]() · Tercümanü Türkî ve Arabî: Konyalı Halil b. Muhammed b. Yusuf tarafından 1245’te Mısır’da yazılmış veya istinsah edilmiş bir lügat – gramerdir. Mısır’da yazılan Kıpçakça eserler içinde –şimdilik- tarihi bilinenlerin en eskisidir. · Kitâbü’l-İdrâk li Lisânü’l-Etrâk: Türkçenin bilinen ilk grameridir. Esirü’d-din Ebû-Hayyan tarafından 1312’de yazılmıştır. · Husrev ü Şirin: Nizamî’nin aynı adlı eserinin Türk edebiyatındaki ilk tercümesidir. 1341’de Kutb tarafından yazılmıştır. Kıpçak Türkçesinin temel kaynaklarından biridir. · Gülistan Tercümesi: Sadî’nin Gülistan adlı Farsça eserinden Saraylı Seyf’in yaptığı tercümedir. · Et-Tuhfetü’z-Zekiyye fi’l-Lûgati’t-Türkiyye: Yazılış tarihi kesin belli olmayısan Kıpçak gramerlerinden biridir. · El-Kavaninü’l-Külliye li Zabti’l-Lûgati’t-Türkiyye: Kıpçakçanın önemli gramerlerinden olan bu eserin de yazarı bilinmemektedir. 3. YENİ TÜRKÇE DÖNEMİ(15.–20. yüzyıllar arası) Orta Türkçe dönemindeki Türk lehçelerinin edebiyatlarının gelişerek devam ettiği dönemdir. Bu dönemi dil bilgisi yapısı bakımından belli farklılıklar olmakla birlikte Orta Türkçe Dönemi’nden kesin çizgilerle ayırmak pek mümkün değildir. Ancak Türkçenin dış etkiler sebebiyle bazı değişikliklere uğradığı zamanlar bu dönem içinde değerlendirilebilir. Bu dönemde bir tarafta Orhun Uygur Karahanlı Türkçeleri Harezm Türkçesi ve onun devamı niteliğinde olan ve geçmişteki ses ve yapı bilgisi özelliklerini koruyan Çağatay Türkçesi gelişmesinini sürdürürken diğer tarafta Anadolu Selçuklularıyla birlikte Oğuz ağzı yazı dili olmayısa başlamış ve kısa sürede büyük gelişmeler göstererek Türkçeninin ikinci büyük edebî yazı dili olmuştur. Milâttan önceki yüzyıllarda Hazar ve Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa içlerine kadar uzanan Türk göçleri milâttan sonraki yüzyıllarda da devam ederek 15. yüzyıla kadar sürmüştür. Bu göçlerle birlikte birtakım siyasî gelişmeler de yaşanmış yeni kültür merkezleri kurulmayısa başlamış Türk yazı dilinde dallanmalar ortaya çıkmış ![]() 4. MODERN TÜRKÇE DÖNEMİ 20. yüzyıldan itibaren bugünü de içine alan bütün Türk bölgelerinde devam eden Türkçedir. Geçmişte olduğu gibi bugün de çok geniş bir alanda oldukça hareketli bir görünüm arz eden Türkçe ![]() Türkler 6. yüzyıldan itibaren değişik bölgelerde farklı alfabelerle yazılı dil yadigârları bırakmışlardır. Bu eserlerde din alfabe ![]() ![]() ESKİ TÜRKÇE Köktürkler döneminden itibaren yazılı metinlerle takip edilen ve gelişmesini 13. yüzyıla kadar tek yazı dili olarak sürdüren Türkçedir. Bu dönemde Türkçenin yayılma alanı ana hatlarıyla kuzeyde Yenisey ırmağı çevresinden ve Moğolistan’dan başlayıp Doğu Türkistan’ın güney sınırına; doğuda Mançurya’dan batıda Aral gölü ve Hazar denizine kadar olan bölgeyi içine alan Orta Asyadır. Eski Türkçe; Köktürk ![]() ![]() Dil bilgisi yapısı bakımından Köktürk ![]() ![]() ![]() Kuzey – Doğu Türkçesi ![]() 11. yüzyıla kadar Altaylardan Hazar ve Karadeniz’in kuzeyine ![]() ![]() ![]() ![]() KUZEY – DOĞU TÜRKÇESİ Orta Türkçe döneminde ![]() Kuzey ve Doğu Türkçesi arasındaki farkların giderek artmasıyla bu yazı dili 15. yüzyılda Kuzey Türkçesi ve Doğu Türkçesi olarak iki kolda gelişmesini sürdürmüştür: a) Kuzey Türkçesi Kıpçak Türkçesi ve Tatar Türkçesi olarak da adlandırılan Kuzey Türkçesi ![]() b) Doğu Türkçesi Harezm-Kıpçak Türkçesinin bir devamı olarak 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar gelişmesini sürdüren Orta Asya (yani Doğu) Türklüğünün yazı dilidir. Çağatayca olarak da adlandırılan bu yazı dili Sekkakî Lütfî Gedâî Ali Şir Nevâyî Hüseyin Baykara Şiban Han ![]() “Klâsik devir Çağatay edebiyatının olduğu kadar bütün Türk edebiyatının da en önemli şahsiyetlerinden biri olan Ali Şir Nevâyî Azerî ve Anadolu sahasında da okunmuş ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Ali Şir Nevâyî’nin Türkçeyle Farsçayı karşılaştırarak Türkçenin Farsçadan üstün olduğunu anlatan Muhâkemetü’l- Lûgateyn (İki Dilin Muhakemesi) adlı eseri dil tarihi bakımından özellikle anılmayısa değer niteliktedir. Bugünkü Pakistan Hindistan ve Afganistan topraklarında 16. yüzyılın başlarında büyük bir Türk devleti kuran Babür Şah Çağatay şiirinin ve nesrinin güzel örneklerini vermiştir. Babür Şah’ın Vekayi adlı eseri ise dünya hatıra edebiyatının önemli kaynaklarındandır. 17. yüzyılda Çağatay Türkçesini temsil eden Ebü’l-Gazi Bahadır Han’ın Şecere-i Türkî ve Şecere-i Terâkime adlı eserleri meşhurdur. Doğu Türkçesi günümüzde Batı Türkistandaki Modern Özbek Türkçesiyle ve Doğu Türkistanda Yeni Uygur Türkçesiyle temsil edilmektedir. BATI TÜRKÇESİ Hazar’ın güneyinden batıya uzanan ve Azerbaycan (Kuzey Azerbaycan ve Güney Azerbaycan) Anadolu Adalar Rumeli Irak ve Suriye’de konuşulan Türkçeye Batı Türkçesi denmektedir. Bugünkü yazı dillerinin sınıflandırılmasında Türkiye Türkçesi ![]() 12. yüzyılın sonlarıyla 13. yüzyılın başlarından günümüze kadar kesintisiz olarak devam eden ve Eski Türkçeden sonra oluşan Türkçenin iki büyük kolundan biri olan bu yazı dili Türklüğün en büyük ve en verimli yazı dilidir. Türkçenin diğer yazı dillerine göre en çok gelişme gösteren koludur. Bugün Batı Türkçesi; Türkiye Türkçesi Azerbaycan Türkçesi Gagavuz Türkçesi ve Türkmen Türkçesiolmak üzere varlığını dört kolda devam ettirmektedir. Türkmen Türkçesi yüzyıllarca Doğu Türkçesinin etkisi altında kaldığından Türkiye Türkçesine yakınlığı Azerbaycan Türkçesi kadar değildir. Gagavuz Türkçesi de Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra edebî dil olma yolunda büyük gelişmeler göstermektedir. Türkiye Türkçesi Batı Türkçesinin ana kolunu oluşturur ve tarihî süreçte kendi içinde üç döneme ayrılır: a) Eski Anadolu (Eski Türkiye) Türkçesi 13. yüzyılın başlarından 15. yüzyılın sonlarına kadar Anadolu ve Rumeli’de kullanılan ![]() Eski Anadolu Türkçesi gramer şekilleri bakımından kısmen Eski Türkçeye bağlı olmakla birlikte Kuzey ve Doğu Türkçelerine göre hızlı bir gelişme gösterdiği için bu dönemde yeni gramer şekilleri ortaya çıkmayısa başlamıştır. Eski Anadolu Türkçesini Anadolu’daki siyasî ve sosyal gelişmelere bağlı olarak kendi içinde Selçuklu Dönemi Türkçesi Beylikler Dönemi Türkçesi ve Osmanlı Türkçesine Geçiş Dönemi Türkçesi olmak üzere üç döneme ayırmak mümkündür. Anadolu Selçukluları döneminde bilim dili Arapça ![]() ![]() ![]() ![]() Selçuklu devletinin parçalanmasından sonra ortaya çıkan Anadolu Beyliklerinde ise beylerin de millî geleneklere ve Türkçeye önem vermeleri sonucunda dil ve edebiyat açısından verimli bir dönem başlamıştır. Bu devirde Selçuklu döneminin az sayıdaki eserlerine karşılık yüzlerce eser meydana getirilmiştir. Arapça ve Farsça unsurların henüz fazla olmadığı bu dönemin Eski Türkçeden ayrılan özellikleri olmakla birlikte bugünkü Türkiye Türkçesinin de temelini oluşturur. b) Osmanlı Türkçesi Pratikte kısaca Osmanlıca diye de adlandırılan Osmanlı Türkçesi ![]() Bu dönemin en belirgin özelliği Arapça Farsça gibi yabancı dillerden oldukça fazla kelime ve gramer şeklinin Türkçeye girmiş olmasıdır. Klâsik bir edebiyat oluşturma ve sanat yapma anlayışıyla Türk yazı dili âdeta Arapça Farsça ve Türkçe kelimelerden oluşan üçüz bir dil hâline getirilmiştir. Konuşma diliyle yazı dili arasındaki farklar her geçen gün artarken bir tarafta konuşulan fakat yazılmayısan bir dil; diğer tarafta yazılan fakat konuşulmayısan bir dil ortaya çıkmıştır. Halka halkın diliyle seslenen halk şairlerinin yalın Türkçesi yanında sanat yapma endişesiyle sadece belli bir zümrenin anlayabildiği halkın anlamadığı konuşmadığı unsurlar divan şairleri aracılığıyla dile girmiştir. Bu durum 17. yüzyılda doruğa çıkmıştır. Dilde ortaya çıkan bu ikilikten kaynaklanan anlaşılmazlık sorunu 17. yüzyılda mahallîleşme hareketiyle yavaş yavaş çözülmeye başladı. Bu çözülme 18. yüzyıl boyunca ve Tanzimat’a kadar devam ettiyse de Türkçe ![]() c) Türkiye Türkçesi Batı Türkçesinin bugün içinde bulunduğumuz üçüncü dönemidir. Türkiye Türkçesi teriminden Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî dili olan ve bugün çok geniş bir alanda kullanılan Türk yazı dili anlaşılır. Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının (Z.Gökalp ![]() ![]() Türkçenin sadeleşmesinde de önemli bir yeri olan Yeni Lisan hareketinin gerçekleşmesinde bugün de geçerliğini sürdüren ilkeler benimsenmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır: · Arapça ve Farsçadan Türkçeye giren dil bilgisi kuralları ve bu kurallarla yapılan bütün tamlamalar kaldırılmalıdır. · Dilimize Arapça ve Farsçadan girmiş kelimelerle yapılacak yeni isim ve sıfat tamlamaları ![]() · Yazı diliyle konuşma dili arasındaki büyük ayrılığı kaldırmak için yazı dili konuşma diline yaklaştırılmalı İstanbul konuşması yazı dili olmalıdır. · Bu ilkelerden yola çıkarak taklit değil yeni ve millî bir edebiyat meydana getirilmelidir. Bu ilkelerden hareketle yabancı kural ve kelimelerden hızla temizlenen Türkçe ![]() “Türkiye Türkçesinin gelişmesi içinde Yeni Lisan hareketinden sonra en geniş çalışma Dil inkılâbı’dır. Dil inkılâbı dil konusunu önemi ve gelişme şartları bakımından çok yönlü ve sağlam bir zeminde ele alma ve olgunlaştırma hareketidir. 1928’de Lâtin alfabesinin kabulü ![]() 1. Yeni Lisan hareketinden sonra da Türkçede kalmış bazı yabancı gramer şekilleri ve kelimeleri dilden atmak 2. Dili milleti birleştiren millî kültür etrafında toplayan önemli bir varlık olarak görme fikrini genişletmek 3. Türkçeye yapı ve özelliklerine uygun bir gelişme zemini hazırlamak 4. Türkçeyi eğitim dili hâline getirmek 5. Türkçeyi ilim ve kültür dili hâline getirmek 6. Türkçeyi bir ilim kolu olarak inceleme ve araştırma konusu yapmak 7. Dile yeni kelime katacak kelime türetme yollarına işlerlik kazandırarak bu yolla dili zenginleştirmek. Dil inkılâbı ile Türkçede 1940’lı yıllardan itibaren bir tasfiyecilik hareketi görülür. Zaman zaman Türkçenin tabiî gelişmesinin önünü tıkayan bu tasfiyecilik hareketi artık hızını kaybetmiştir. Fakat bugün Türkiye Türkçesi yeni bir tehlike ile karşı karşıyadır. Bu da batı kökenli kelimelerin kullanılışının gittikçe artmasıdır.” Azerbaycan Türkçesi Türkiye Türkçesiyle büyük bir yazı dili ayrılığı göstermeyen Azerbaycan Türkçesi esasen 16. yüzyıla kadar Eski Anadolu Türkçesi içinde bir ağız olarak varlığını sürdürmüş bu yüzyıldan sonraki gelişmelerle bir lehçe görünümü kazanmıştır. Türkiye Türkçesi batı dillerinden etkilenirken Azerbaycan Türkçesi bir dönemdeki Sovyet hakimiyetinin sonucu olarak Rusçadan; Güney Azerbaycan’ın İran sınırları içinde olması ve komşuluk ilişkileri sebebiyle de Farsçadan etkilenmiştir. Azerbaycan Türkçesi bugün bağımsız bir devlet olan Azerbaycan Cumhuriyetinde İran’daki Güney Azerbaycan’da ve dağılan Sovyetlerdeki Azerbaycan Türkleri arasında bir yazı dili olarak kullanılmaktadır. |
![]() |
Seçenekler | |
Stil | |
|
|