|
|
|
|
|
#1
|
|||
|
|||
|
HOŞGELDİN KADINIM
Hoş geldin kadınım benim hoş geldin yorulmuşsundur; nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını ne gül suyum ne gümüş leğenim var susamışsındır; buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim acıkmışsındır; beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam memleket gibi yoksuldur odam. Hoş geldin kadınım benim hoş geldin ayağını basdın odama kırk yıllık beton çayır çimen şimdi güldün güller açıldı penceremin demirlerinde ağladın avuçlarıma döküldü inciler gönlüm gibi zengin hürriyet gibi aydınlık oldu odam... Hoş geldin kadınım benim hoş geldin. |
|
#2
|
|||
|
|||
|
HOŞGELDİN...
Hoş geldin! Kesilmiş bir kol gibi omuz başımızdaydı boşluğun... Hoş geldin! Ayrılık uzun sürdü. Özledik. Gözledik... Hoş geldin! Biz bıraktığın gibiyiz. Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta dostu düşmandan ayırmakta... Hoş geldin. Yerin hazır. Hoş geldin. Dinleyip diyecek çok. Fakat uzun söze vaktimiz yok. YÜRÜYELİM..... |
|
#3
|
|||
|
|||
|
KADINLARIMIZ
Toprak öyle bitip tükenmez /dağlar öyle uzakta sanki gidenler hiçbir zaman hiçbir menzile erişemeyecekti. Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle Ve onlar ayın altında dönen ilk tekerlekti. Ayın altında öküzler başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi ufacık kısacıktılar ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında ve ayakları altından akan toprak toprak ve topraktı. Gece aydınlık ve sıcak ve kağnılarda tahta yataklarında oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı. Ve kadınlar birbirlerinden gizleyerek bakıyorlardı ayın altında geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine. Ve kadınlar bizim kadınlarımız: korkunç ve mübarek elleri ince küçük çeneleri kocaman gözleriyle anamız avradımız yarimiz ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde tütünde odunda ve pazardaki ve kara sabana koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar bizim kadınlarımız şimdi ayın altında kağnıların ve hartuçların peşinde harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi aynı yürek ferahlığı aynı yorgun alışkanlık içindeydiler. Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde ince boyunlu çocuklar uyuyordu. Ve ayın altında kağnılar yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru. |
|
#4
|
|||
|
|||
|
KAR YAĞIYOR
Lambayı yakma bırak sarı bir insan başı düşmesin pencereden kara. Kar yağıyor karanlıklara. Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum. Kar... Üflenen bir mum gibi söndü koskocaman ışıklar... Ve şehir kör bir insan gibi kaldı altında yağan karın. Lambayı yakma bırak! Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların dilsiz olduklarını anlıyorum. Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum. |
|
#5
|
|||
|
|||
|
KOCALMAYA ALIŞIYORUM
Kocalmaya alışıyorum dünyanın en zor zanaatına kapıları çalmaya son kere durup durmadan ayrılığa. Saatler akarsınız akarsınız akarsınız... Anlamaya çalışıyorum inanmayı yitirmenin pahasına. Bir söz söyleyecektim sana söyleyemedim. Dünyamda sabahleyin aç karına içilen cıgaramın tadı. Ölüm kendinden önce bana yalnızlığını yolladı. Kıskanıyorum öylelerini kocaldıklarının farkında bile değiller öylesine başlarından aşkın işleri |
|
#6
|
|||
|
|||
|
KOSMOSUN KARDEŞLİĞİ ADINA
Kosmosda bizden başka düşünen var mı var bize benzer mi bilmiyorum belki bizden güzeldir bizona benzer mesela ama çayırdan nazik belki de akarsuyun şankına benzer belki çirkindir bizden karıncaya benzer mesala ama tıraktörden iri belki de kapı gıcırtısına benzer belki ne güzeldir bizden ne de çirkin belki tıpatıp bize benzer ve yıldızlardan birinde hangisinde bilmiyorum yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz hangi dilde bilmiyorum yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz onunla Tovariş diyecek söze bu sözle başlayacak biliyorum Tovariş diyecek ne üs kurmaya geldim yıldızına ne petrol ne yemiş imtiyazı istemeğe Kola-kola satacak da değilim selamlamaya geldim seni yeryüzü umutları adına ![]() bedava ekmek ve bedava karanfil adına mutlu emeklerde mutlu dinlenmeler adına "Yarin yanağından gayrı her yerde her şeyde hep beraber" diyebilmek adına evlerin yurtların dünyaların ve kosmosun kardeşliği adına |
|
#7
|
|||
|
|||
|
MASALLARIN MASALI
Su basında durmuşuz çınarla ben. Suda suretimiz çıkıyor çınarla benim. Suyun şavkı vuruyor bize çınarla bana. Su basında durmuşuz çınarla ben bir de kedi. Suda suretimiz çıkıyor çınarla benim bir de kedinin. Suyun şavkı vuruyor bize çınarla bana bir de kediye. Su basında durmuşuz çınar ben kedi bir de güneş. Suda suretimiz çıkıyor çınarın benim kedinin bir de günesin. Suyun şavkı vuruyor bize çınara bana kediye bir de güneşe. Su basında durmuşuz çınar ben kedi güneş bir de ömrümüz. Suda suretimiz çıkıyor çınarın benim kedinin günesin bir de ömrümüzün. Suyun şavkı vuruyor bize çınara bana kediye güneşe bir de ömrümüze. Su basında durmuşuz. Önce kedi gidecek kaybolacak suda sureti. Sonra ben gideceğim kaybolacak suda suretim. Sonra çınar gidecek kaybolacak suda sureti. Sonra su gidecek güneş kalacak; sonra o da gidecek... Su basında durmuşuz. Su serin Çınar ulu Ben şiir yazıyorum. Kedi uyukluyor Güneş sıcak. Çok şükür yaşıyoruz. Suyun şavkı vuruyor bize Çınara bana kediye güneşe bir de ömrümüze |
|
#8
|
|||
|
|||
|
MAVİ LİMAN Çok yorgunum beni bekleme kaptan. Seyir defterini başkası yazsın. Çınarlı kubbeli mavi bir liman. Beni o limana çıkaramazsın... |
|
#9
|
|||
|
|||
|
MAZİ
Kalbimde maziden bugün izler var Her siyah saatım bu izle erir Ruhumu geçmişin hicranı sarar Doğanlar ölür ölen dirilir Anladım hayatmış mazinin adı Yıllara karışan her şey ses verir Hasretle doludur geçmişin yadı Mazinin elemi bile tatlıdır. |
|
#10
|
|||
|
|||
|
MEKTUPLAR-01
Saat dört yoksun Saat beş yok Altı yedi ertesi gün daha ertesi ve belki kim bilir... Hapisane avlusunda bir bahçemiz vardı. Sıcak bir duvar dibinde on beş adım kadardı. Gelirdin yan yana otururduk kırmızı ve kocaman muşamba torban dizlerinde... Kelleci Memedi hatırlıyor musun? Sübyan koğuşundan. Başı dört köşe bacakları kısa ve kalın ve elleri ayaklarından büyük. kovanından bal çaldığı adamın taşla ezmiş kafasını. 'hanım abla' derdi sana. Bizim bahçemizden küçük bir bahçesi vardı tepemizde yukarda güneşe yakın bir konserve kutusunun içinde... Bir cumartesi gününü hapisane çeşmesiyle ıslanan bir ikindi vaktini hatırlıyor musun? Bir türkü söylediydi kalaycı Şaban Usta aklında mı: 'Beypazarı meskenimiz ilimiz kim bilir nerede kalır ölümüz....? ' O kadar resmini yaptım senin bana birini bırakmadın. Bende yalnız bir fotoğrafın var: bir başka bahçede çok rahat çok bahtiyar yem verip tavuklara gülüyorsun. Hapisane bahçesinde tavuklar yoktu fakat pek ala gülebildik ve bahtiyar olmadık değil. Nasıl haber aldık en güzel hürriyete dair nasıl dinledik ayak seslerini yaklaşan müjdelerin ne güzel şeyler konuştuk hapisane bahçesinde... |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|